Dinimizin iki ana kaynağı vardır: Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye.
Kur’an-ı Kerîm, vahyin metlüv kısmını teşkil eder. Yani okunarak ibadet edilen ilâhî kelâmdır.
Sünnet-i Nebeviyye ise Peygamber Efendimiz’in ﷺ kavlî, fiilî ve takrîrî sünnetlerinden oluşan bir sünnet mecmuası, bir sünnet külliyatıdır. Sünnet, dinimizin Kur’an-ı Kerîm’den sonra ikinci derecede kaynağıdır.
Sünnet, Kur’an-ı Kerîm’in tefsiri ve açıklamasıdır. Sünnet olmadan Kur’an-ı Kerîm’in doğru anlaşılması mümkün değildir. Kur’an-ı Kerîm’i Sünnet-i Nebeviyye’den bağımsız olarak anlamaya çalışanlar hep yanlış anlamışlardır.
Resûlullah’a ﷺ gelen vahiy, Allah’ın vahyidir; ilâhî vahiydir. Sünnet de Allah’ın Hazret-i Peygamber’e ﷺ vahyidir. Vahiy yalnızca kitaplardan ibaret değildir.
Allah-u Teâlâ bütün peygamberlere vahyetmiştir. Ancak kendilerine kitap verilen peygamberlerin sayısı azdır, sınırlıdır. Bu demektir ki; vahiy, sadece kitaptan ibaret değildir.
Allah-u Teâlâ, peygamberlerine kitapta olan veya kitapta olmayan hususlardan neyi vahyetmiş ve bildirmişse, bunların tamamı vahiy kapsamındadır. Dolayısıyla Sünnet de vahiydir.
Sahih sünnetle sabit olan hükümler, özellikle sahih sünnet içerisinde mütevatir derecede güçlü olan sünnetlerle sabit olan hükümler, Kur’an-ı Kerîm ile sabit olan hükümler gibidir.
Sahih sünnetle sabit olan hükümler ve hususlar da Allah’ın bir vahyi olarak; farz bildirir, haram bildirir, vacip bildirir, mekruh bildirir, sünnet bildirir, mubah bildirir.
Evet, Sünnet’in dinimizdeki önemi çok büyüktür. Sünnet-i Nebeviyye, Kur’an-ı Kerîm’den sonra dinimizin en önemli kaynağıdır. Sünnet, Kur’an-ı Kerîm’in açıklamasıdır, tefsiridir. Sünnet olmadan Kur’an-ı Kerîm’i doğru anlamak mümkün değildir.