Akıl, Allah’ın indirdiği dini anlamak için çok önemli bir vasıta, Allah’ın insana lütfettiği çok değerli bir nimettir. Ancak akıl, dinin kaynağı değildir; olamaz da. Allah’ın indirdiği ilahî dinlerin kaynağı vahiydir.
Kur’an-ı Kerîm’i doğru okuyup doğru anlayan herkes iyi bilir ki akılla oluşturulan dinlerin tamamı Allah indinde bâtıldır.
Asıl kaynağı vahiy iken zamanla vahyin yerini aklın aldığı dinler, Allah indinde “muharref dinler” sayılmışlardır. Yahudilik de Hristiyanlık da muharref hâle gelmiştir. Yani her iki dinde de vahyin yerine beşerî anlayışların ve aklın konulması neticesinde her iki din de tahrif edilmiş, aslî hüviyetlerini kaybetmiş, batıl duruma düşmüşlerdir. Son olarak âhir zaman nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin tebliğ ettiği İslâm dini gönderilmiştir. Kıyamete kadar hak din olarak devam eden ve edecek olan tek din İslâm dinidir.
“Şüphesiz Allah indinde din İslâm Dinidir.”
(Âl-i İmrân Sûresi 19)
“Kim araştırmaya kalkışıp İslâm’dan başka bir din edinirse, ondan asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”
(Âl-i İmrân Sûresi 85)
İslâm dininin asıl kaynağı akıl değil, vahiydir. Yani Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye, yani hadis-i şeriflerdir. Bu iki kaynak, Allah’ın Resûlü’ne vahyidir.
Bu iki kaynağı aklın doğru anlamasından icmâ-ı ümmet ve kıyas-ı fukahâ hâsıl olmuştur.
Kur’an-ı Kerîm ayetlerinin ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hadis-i şeriflerinin bulunduğu yerde akılla yeni bir hüküm konulmamıştır. Akıl, Kur’an-ı Kerîm’in ve hadis-i şeriflerin getirdiği hükümlere teslim olmuştur.
Bu husus, “mevrid-i nassda ictihada mahal yoktur / nassın olduğu yerde ictihada yer yoktur” kaidesiyle ifade edilmiştir.
Nassın, yani ayet ve hadisin olmadığı yerde veya farklı nassların bulunduğu meselelerde icmâ ile amel edilmiş, kıyas yoluna başvurulmuştur.
Böylece İslâm dinimizin kaynağı dörttür: Kitap (Kur’an-ı Kerîm), Sünnet (Resûlullah’ın hadis-i şerifleri), ümmetin icmâı, fukahânın kıyası.
İslâm dinimizin kaynaklarının dört olduğunun delili Muaz bin Cebel hadisesidir.
Resûlullah Efendimiz, Hazreti Muaz’ı Yemen’e hem vali, hem hâkim, hem imam hem de muallim olarak gönderirken ona sordu:
“Önüne bir olay geldiğinde ne ile hükmedeceksin?”
Hazreti Muaz: “Allah’ın Kitabı ile, yani Kur’an-ı Kerîm ile hükmedeceğim” dedi.
Resûlullah Efendimiz tekrar sordu:
“Kur’an-ı Kerîm’de bulamazsan?”
Hazreti Muaz: “Allah’ın Resûlü’nün sünneti ile, yani hadis-i şeriflerle hükmederim” dedi.
Resûlullah Efendimiz tekrar sordu:
“Kur’an-ı Kerîm’de ve Allah’ın Resûlü’nün sünnetinde bulamazsan ne ile hükmedeceksin?”
Hazreti Muaz: “Bütün melekelerimi eksiksiz kullanarak aklımla ictihad ederim” cevabını verince, Resûlullah Efendimiz elini Hazreti Muaz’ın göğsüne vurarak: “Resûlünü razı edecek sözleri Muaz’a söyleten Allah’a hamdolsun” diyerek sevincini izhar eyledi.
Evet, İslâm dinimizin kaynağı Allah’ın Resûlü’ne bildirdiği vahiydir. Yani Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye, diğer bir ifadeyle hadis-i şeriflerdir.
Akıl, İslâm’ın kaynağı değildir; İslâm’ın kaynaklarını anlamak için önemli bir vasıtadır.
Necis sularla yıkanmaktan korunan ve görevini doğru şekilde yapabilen akıl, büyük bir lütuf ve ilahî bir nimettir.
Allah celle celâlühû böyle temiz bir aklı hepimize ve herkese nasip eylesin. Âmin.