Hırsızlık haddinin uygulanmasında insanlar arasında ayrım yapılmaz.
Bununla ilgili olarak Mekke’nin Fethi sırasında meydana gelen hadise güzel bir örnektir.
Mahzûm kabilesinden Fâtıma isminde bir kadın bir miğfer çalmıştı. Miğferin değeri, hırsızlık haddinin uygulanmasını gerektirecek miktardaydı.
Hırsıza bu cezanın uygulanmaması için Resûlullah ﷺ Efendimiz nezdinde aracılık yapacak bir kimse aradılar.
Mahzûm kabilesi, itibarlı ve asaletli bir kabileydi. Bu cezanın uygulanması hâlinde bunun onlar için bir yüz karası olacağını düşünerek kadının affedilmesini istediler. Üsâme b. Zeyd’i (radıyallâhu anh) Resûlullah ﷺ Efendimize gönderdiler.
Üsâme b. Zeyd (radıyallâhu anh), kadının affedilmesini isteyince Resûlullah ﷺ Efendimizin mübarek yüzünün rengi değişti ve şöyle buyurdu:
“Ey Üsâme! Allah’ın koyduğu bir cezayı uygulamamak için sen aracı mı oluyorsun?”
Ardından Resûlullah ﷺ Efendimiz, Allah Teâlâ’nın koyduğu hükümlerin uygulanmasında insanlar arasında ayrım yapılamayacağını bildirdi. “Muhammed’in kızı Fâtıma da aynı şeyi yapsaydı, onun da elini keserdim” buyurarak bu konudaki kesin tavrını ortaya koydu.
Dolayısıyla hırsızlık haddinin uygulanmasında kişinin hangi kabileden olduğu, itibarlı veya sıradan olması gibi hususlar dikkate alınmaz. Hırsızlık haddinin uygulanması için gerekli şartlar gerçekleşmişse, kişi ve makam gözetilerek hüküm değiştirilmez.