İslam’da kadının tesettürü, hem ibâdetî (teabbudî) hem de ahlakî bir hükümdür. Bu iki yönü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Zira tesettür, Allah Teâlâ’ya itaat etmeyi (ibadet yönünü) ve güzel ahlakı gerçekleştirmeyi, sağlıklı fıtratı korumayı (ahlak yönünü) bir arada barındırır.
Bu iki yönü ayrıntılı olarak ele alalım:
1. İbadet Yönü (Allah’a İtaat ve Emrine Boyun Eğme)
Doğrudan ilahî emir; tesettür, özünde kadının Yüce Allah’a yaklaşmak amacıyla yerine getirdiği bir ibadettir. Nitekim tesettürle ilgili emir, Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber ﷺ Efendimizin sünnetinde açıkça yer almaktadır.
Buna, Yüce Allah’ın şu sözü örnek verilebilir:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dış örtülerini üzerlerine alsınlar.” (Ahzâb sûresi, 59. âyet)
Allah’a teslimiyet; tesettürün giyilmesi, Allah’a ve Resûlü’ne itaat etme ve onların emirlerine boyun eğme ilkesinden kaynaklanır. Bu durum, tıpkı namaz ve oruç gibi, emrin ardındaki hikmetin tamamı kavranamasa bile Allah’ın emrine teslim olmayı ifade eder.
2. Ahlak Yönü (İffet ve Korunma)
Hayâ duygusunun korunması; tesettür, İslam ahlakının en yüce erdemlerinden biri olan hayâ ahlakını yansıtır.
Nitekim Peygamber ﷺ Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Hayâ ancak hayır getirir.”
Değer ölçütünün belirlenmesi; tesettür, kadına yalnızca bedeni veya dış görünüşü üzerinden değerlendirilen bir varlık ya da meta olarak değil; düşüncesi, aklı ve ahlakı esas alınarak yaklaşılmasını gerektirir.
Toplumun korunması; tesettür, iffet değerlerinin yerleşmesine, bayağılıktan uzak durulmasına ve genel ahlakı zedeleyebilecek veya fitneye yol açabilecek görünüm ve davranışlardan toplumun korunmasına katkıda bulunur.