İslam, dünyayı kapsayan evrensel bir dindir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamber olarak gönderilmesiyle birlikte dünyanın tek bir dini vardır.
Aslında bu, onunla başlamış veya yeni ortaya çıkmış bir din değildir. Âdem aleyhisselamdan beri gelen dindir. Ancak zaman içerisinde tahrif edilen ve bozulan dinî yaşantıyı peygamberler vasıtasıyla Allah-u Teâlâ düzeltmiş ve dinin aslını yeniden ortaya koymuştur. Bu süreç, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte sona ermiştir. Onun getirdiği dinin kıyamete kadar devam edeceği hükme bağlanmış ve Allah-u Teâlâ bu dini koruyacağını vadetmiştir.
İslam, Âdem aleyhisselamdan beri vardır. Ancak peygamberlerin irtihalinden sonra toplumlar zamanla dinden uzaklaşmış, dine başka şeyler katmış ve dinin aslından sapmalar meydana gelmiştir. Bunun üzerine Allah, başka bir peygamber görevlendirmiş ve insanları yeniden doğruya yöneltmiştir.
Daha sonra yine çeşitli sapmalar meydana gelmiş, insanlar doğruyu yanlışa çevirmişlerdir. Şeytan da bir taraftan boş durmamış, insanların zaaflarından istifade ederek onları hak yoldan uzaklaştırmaya çalışmıştır.
Ancak bu ümmet için Allah’ın büyük bir lütfu vardır. Kur’an-ı Kerîm’de Allah Celle Celâluhû şöyle buyuruyor: “Zikri biz indirdik, onu mutlaka biz koruyacağız.” Yani vahyi indiren Allah-u Teâlâ, onu korumayı da üstlenmiştir.
Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’i nasıl koruyacaktır? Kulları vasıtasıyla koruyacaktır. İnsanların Kur’an-ı Kerîm’i ezberlemesi, anlaması ve yaşamasıyla Allah-u Teâlâ onu koruyacaktır. Bugün dünyada ezberlenen tek kitap Kur’an-ı Kerîm’dir.
Dolayısıyla Kur’an-ı Kerîm, bütün kâinata hitap eden bir kitaptır. İslam dini de evrensel bir dindir. Bu sebeple İslam’ın yaşandığı yerlerde İslamî hükümler hâkim olabilir; İslamî hükümlerin hâkim olmadığı yerlerde de Müslümanlar bulunabilir.
Asıl önemli olan şudur: Müslüman, bulunduğu yerde İslam’ı yaşamaya çalışmalıdır. İslamî bir yönetimin bulunmadığı ya da İslamî hükümlerin uygulanmadığı bir ülkede yaşayan Müslüman da gücü yettiği ölçüde dininin emirlerini yerine getirmelidir. En azından yaşayabildiği hususları mutlaka ihmal etmemeli ve bunlara sımsıkı sarılmalıdır.
Bazı kişiler ve gruplar cuma namazı kılmazlar.. Bunlarla muhatap olunduğunda, “İslamî bir devletin, İslamî bir yönetimin olmadığı yerde (Yani Dârü’l-Harp’te) cuma namazı kılınmaz?” şeklindeki görüşlerini dile getirirler.
Onlara şu cevabı veririz:
“Siz cuma namazınızı kılmaya devam edin. Bir taraftan da hedefinize kavuşmak için çalışın. Fakat böyle bir beklenti içerisinde olursanız, ömrünüz yetmeyebilir ve o zaman hiç cuma namazı kılamazsınız. Siz cuma namazlarınızı da kılın, vakit namazlarınızı da kılın, ibadetlerinizin tamamını da yerine getirin. Bunun yanında yapabileceğiniz başka şeyler varsa onları da ihmal etmeyin.”
Dolayısıyla ister kendi ülkemizde, ister Avrupa ülkelerinde olsun, nerede bulunursak bulunalım, yaşayabildiğimiz hususları mutlaka yaşamamız gerekir. İslamî hükümlerin tamamının uygulanmadığı bir ülkede bulunmak, Müslümanın kendi dinini yaşayabileceği alanları terk etmesini gerektirmez. Bilakis Müslüman, bulunduğu şartlar içerisinde dinini yaşamaya devam etmelidir.
Müslüman, bulunduğu şartlar içerisinde yapabileceği ibadetleri ve dinî vecibeleri yerine getirmeli; yapamadıklarının da mümkün hâle gelmesi için gayret göstermelidir.