Bazı kimseler: “Kur’an yeter” diyorlar.
Bazı kimseler de, “Hadis-i şeriflerin Allah’ın Resûlü’ne vahiy olduğuna” inananları zor durumda bırakmak için, hem şeytanca hem de cahilce: “Kur’an yetmez mi?” diye sorarak onları sıkıştırmaya çalışıyorlar.
Şimdi biz de “Kur’an yeter” diyenlere soruyoruz: “Kur’ân-ı Kerîm yeter mi?”
Peygamber Efendimiz abdestini nasıl alırdı? Beş vakit namazı ne zaman ve kaç rek’at kılardı? Guslünü nasıl yapardı? Tahâretini nasıl yapardı? Lütfen bunlara yalnızca Kur’ân-ı Kerîm âyetleriyle cevap verin! Hani “Kur’an yeter.” diyorsunuz ya; o hâlde Kur’ân-ı Kerîm’den âyetlerle cevap verin. Tabii ki veremezsiniz.
Öyleyse şarlatanlık yapmayın. Okumamış, size güvenen zavallı Müslümanları saptırıp yoldan çıkarmayın.
Şimdi çok açık ve net konuşalım: Kur’ân-ı Kerîm, başından sonuna kadar her âyet-i kerîmesiyle, her kelimesiyle ve her harfiyle bizimdir. O, hayatımıza yön veren ilâhî kelam, ilâhî kitap ve ilâhî rehberimizdir. Temel ana kitabımızdır. Kendi sahasında mükemmel bir ana kitaptır. Bozulmamıştır. İslâm’ın anayasasıdır.
Bir Müslüman için Kur’ân-ı Kerîm’i ve Sünnet-i Nebeviyye’yi içine alan vahiy yeterlidir. Ancak Kur’ân-ı Kerîm tek başına bir Müslüman için yeterli değildir.
Anayasalar temel hükümleri içerir, ayrıntıları ise başka hukuk metinlerine bırakır. Bunun gibi, Allah Celle Celâlühû da ana hükümleri Kur’ân-ı Kerîm’de inzal buyurmuş, ayrıntıları ise ayrıca vahyettiği Hadis-i Şeriflerde bildirmiştir.
Beş vakit namaz Mirac gecesi farz kılınmıştır. Ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ertesi gün öğle vaktine kadar namazın nasıl kılınacağına dair vahyi beklemiştir.
Öğle vaktinin başında Cebrâil aleyhisselâm gelmiş, Allah’ın emri doğrultusunda Mekke’nin yukarı taraflarında bir yerde önce Efendimize abdest almayı göstererek öğretmiş, ardından birlikte öğle namazını kılmışlar ve öğle namazının nasıl kılınacağını öğretmiştir. İkindi vakti olunca Cebrâil aleyhisselâm tekrar gelmiş, birlikte ikindi namazını kılmışlardır. Akşam vakti olunca yine gelmiş, akşam namazını birlikte kılmışlardır. Yatsı vakti girince tekrar gelmiş, yatsı namazını birlikte kılmışlardır. Sabah vakti olunca yine gelmiş, sabah namazını birlikte kılmışlardır.
Bu birinci gün, beş vakit namazın tamamı, vaktin evvelinde kılınmıştır.
İkinci gün de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Cebrâil aleyhisselâmı beklemiştir. Bu defa Cebrâil aleyhisselâm namaz vakitlerinin son kısmında gelmiş ve ikinci gün beş vakit namazın her biri vaktin sonunda kılınmıştır.
Cebrâil aleyhisselâm: “Bu iki günde kıldığımız namazlar ve bu iki vakit arasındaki süre, senin ve ümmetinin namaz vakitleridir” diyerek namaz vakitlerini öğretmiştir.
Beş vakit namaz Mirac gecesi farz kılınmıştır; ancak nasıl kılınacağı Kur’ân-ı Kerîm’de öğretilmemiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona kadar tarasanız, hangi namazın kaç rek’at olduğunu, nasıl kılınacağını ve uygulama şekillerini Kur’ân-ı Kerîm’de bulamazsınız.
Namazların nasıl kılınacağı Allah’ın vahyi doğrultusunda Cebrâil aleyhisselâm tarafından ayrıca öğretilmiştir. Namaz vakitleri, hangi vakitte kaç rek’at kılınacağı ve namazın nasıl eda edileceği hem kalbine vahyedilmiş hem de Cebrâil aleyhisselâm tarafından uygulamalı olarak Resûlullah Efendimize öğretilmiştir.
Resûlullah Efendimiz de bunları Ashâb-ı Kirâm’a öğretmiş, Ashâb-ı Kirâm da ümmete aktarmıştır. Ümmetin âlimleri de bunları kayda geçirerek kitaplaştırmışlardır. Resûlullah Efendimizin kıldığı namazın şekli Kur’ân-ı Kerîm’de yoktur; ancak elimizdeki hadis ve fıkıh kitaplarında aynısıyla mevcuttur.
Bu hükümler uydurma değildir. Allah’ın vahyi olan hadis-i şeriflerle sabittir ve haktır. Hem Peygamber Efendimiz için, hem Ashâb-ı Kirâm için, hem müctehid imamlar için, hem bizim için hem de bütün insanlık için yalnızca Kur’ân-ı Kerîm, muhtevası itibarıyla yeterli değildir.
Bunun için Allah Celle Celâlühû, Kur’ân-ı Kerîm’in hiçbir yerinde, hiçbir âyet-i kerîmede “Sadece Kur’ân-ı Kerîm’e uyun” buyurmamıştır. “Sana vahyedilene uy”, “Size indirilene uyun” buyurmuştur.
Vahyedilen sadece Kur’ân-ı Kerîm değildir. Hem Kur’ân-ı Kerîm hem de Sünnet-i Seniyye, yani Sünnet-i Nebeviyye ve hadis-i şeriflerdir.
Allah Celle Celâlühû, Peygamber Efendimize hitaben: “Sana indirilen vahye; yani Kur’ân-ı Kerîm’e ve sünnete, yani hadis-i şeriflere tâbi ol, onlara uy” buyurmuştur.
Hem Peygamber Efendimiz hem de kıyamete kadar gelecek bütün Müslümanlar; hem Kur’ân-ı Kerîm’e hem de Kur’ân-ı Kerîm’den ayrı olarak Allah’ın Resûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme vahyettiği hadis-i şeriflere uymakla mükelleftirler.
Sünnet vahiy midir?
Vahiy ne demektir?
Kitaplara iman, Sünnete imanı da kapsar mı?