Kur’an-ı Kerîm’i yanlış anlamanın temel sebebi Sünnet-i Nebeviyye’yi inkâr etmektir.
Sünnet-i Nebeviyye’yi inkâr edenler, Kur’an-ı Kerîm’i yanlış anlıyor, yanlış tercüme ediyor ve yanlış yorumluyorlar.
Kur’an-ı Kerîm’in en doğru, en sahih açıklayıcısı, tefsir edeni Peygamberimizdir.
Sünnet-i Nebeviyye’yi devre dışı bırakarak Kur’an-ı Kerîm’i doğru anlamak mümkün değildir.
Kur’an-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın kelâmıdır. Resûlullah ﷺ ise kendisine indirilen vahyi insanlara tebliğ etmekle kalmamış; ayetleri açıklamış, hükümlerini öğretmiş ve nasıl uygulanacağını yaşayarak göstermiştir. Bu sebeple Sünnet-i Nebeviyye, Kur’an’ın anlaşılmasında vazgeçilmez bir rehberdir.
Sünnet reddedildiğinde, Kur’an-ı Kerîm’in ayetlerini açıklayan Resûlullah’ın ﷺ beyanları da reddedilmiş olur. Böylece kişi, ayetleri kendi anlayışına, ön kabullerine ve arzularına göre yorumlamış olur.
Sünnet-i Nebeviyye’yi inkar edenlerin beyinlerini şeytan ele geçirir. Gerçekleri perdeleyerek kendi istediklerini o inkarcılara söyletir.
Şeytanın insanı saptırma yollarından biri de hakikati perdeleyerek insanı yanlış düşüncelere sevk etmektir. Sünnet-i Nebeviyye’nin rehberliğinden mahrum kalan kişi, kendi anlayışını dinin ölçüsü hâline getirme gayretine düşer.
Sünnet-i Nebeviyye’den koparılan bir Kur’an anlayışı, insanın kendi düşüncesini Kur’an’a söyletmesine kapı açar. Böyle bir kişi, Allah-u Teâlâ’nın muradını araştırıp aktarmak yerine, kendi zihnindeki düşünceleri ve şeytanın telkin ettiklerini söyleyip yazmaya başlar.
Dolayısıyla Kur’an-ı Kerîm’i yanlış anlamanın ve yanlış yorumlamanın en önemli sebebi, Kur’an’ın en doğru tefsiri olan Sünnet-i Nebeviyye’yi inkâr etmektir.
Kur’an-ı Kerîm’i bize tebliğ eden Resûlullah ﷺ, aynı zamanda onun nasıl anlaşılacağını ve nasıl yaşanacağını da öğretmiştir.
Bu sebeple Kur’an ile Sünnet birbirinden koparılamaz.
Sünneti devre dışı bırakarak Kur’an’ı anlamak mümkün değildir.