İslam Dinimiz, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi millî bir din değildir. Evrensel bir Dindir.
Musa Peygamber (aleyhisselam)’in; “Ey İsrailoğulları ben Allah’ın size gönderdiği Resülüyüm…” dediğini, İsa Peygamber (aleyhisselam)’in de “Ey İsrailoğulları ben size Allah’ın gönderdiği Resülüyüm…” dediğini Kur’an-ı Kerim’de Allah celle celalühü haber veriyor.
Âhir zaman Nebîsi Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem’e “De ki Ey İnsanlar ben sizin hepinize Allah’ın gönderdiği Resülüyüm…” demesini Allah celle celalühü emrediyor. Onun da “Ey İnsanlar Ben sizin hepinize Allah’ın gönderdiği Resülüyüm” dediğini Kur’an-ı Kerim haber veriyor.
İşte buradan anlaşılıyor ki: Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem bütün insanlığa Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamberdir. Onunla birlikte İslam Dini bütün İnsanlığa gönderilmiş evrensel bir Din, Kur’an-ı Kerim de bütün insanlığa gönderilmiş evrensel bir Kitap’tır. Yani İslam Dini milliyet gözetilmeden Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği Cihanşümul bir Dindir.
Bugün Dünyanın her yerinde Müslümanlar mevcuttur ve ibadetlerini Kur’an-ı Kerim’i Arapça okuyarak yapmaktadırlar.
Bu tartışmalar Dünyanın hiçbir yerinde yoktur, olmuşsa da itibar görmemiştir. Sadece bizim ülkemizdeki kötü niyetliler tarafından sürekli gündeme getirilmekte ve de sürdürülmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm Arapça olarak indirilmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm, lafzı ve manasıyla Kur’ân’dır. Bu lafızlardan insanların anladıkları manaların başka bir dilde ifade edilmesi ise Kur’ân’ın kendisi değildir.
Kur’ân-ı Kerîm’in başka dillerdeki tercümeleri Kur’ân değildir.
Başka bir ifadeyle, Arapça lafızların yerine başka kelimeler konularak ifade edilen mana, tercüme eden kişinin Kur’ân’dan anladığı ve kendi ifadeleriyle aktardığı manadır.
Bu sebeple tercümeye veya meale “Kur’ân” denilemez. Çünkü meal, Allah Teâlâ’nın indirdiği Kur’ân’ın lafızlarını içermez.
Kur’ân-ı Kerim, indirildiği lafızlarıyla Allah Teâlâ’nın kelâmıdır. Başka bir dile yapılan tercüme ise Allah’ın kelâmının bizzat kendisi değildir. O kelâmın anlamının insan tarafından anlaşılabildiği ölçüde başka bir dile aktarılmasıdır.
Kur’ân’ın başka bir dile bütün anlam, incelik ve özellikleriyle eksiksiz şekilde aktarılması mümkün değildir. Bu durum namazdaki kıraat açısından çok büyük önem taşımaktadır.
Namazda kıraat, Kur’ân-ı Kerîm’in okunmasıyla gerçekleşir.
Kur’ân-ı Kerîm ise Allah Teâlâ’nın indirdiği Arapça lafızlardır. Dolayısıyla Kur’ân’ın Türkçe, İngilizce, Almanca veya başka bir dile yapılmış mealini okumak, Kur’ân-ı Kerîm’in kendisini okumak değildir. Meal, Kur’ân’ın kendisi olmadığı için namazda meal okumak Kur’ân kıraati yerine geçmez.
Dolayısıyla, Kur’an-ı Kerim’in mealiyle ibadet yapmak / namaz kılmak caiz değildir.
Namazda Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça lafızları okunur. Kişinin Arapça bilmemesi veya okuduğu ayetlerin anlamını henüz öğrenmemiş olması, Kur’ân’ın Arapça lafızlarıyla okunmasına engel değildir.
Elbette Müslümanın Kur’ân-ı Kerîm’i yalnızca seslendirmekle yetinmemesi, onun ne anlattığını öğrenmeye ve hayatına aktarmaya gayret etmesi gerekir.
Fakat Kur’ân’ın anlamını öğrenmek başka, namazda Kur’ân’ın yerine mealini okumak başkadır.
Bir kimse, “Okuduğum Arapça kelimelerin anlamını bilmiyorum; öyleyse namazda kendi dilimde okuyayım” diyemez. Çünkü burada mesele yalnızca anlamı bilmek değildir. Namazda okunan şeyin Kur’ân olması gerekir. Kişinin kendi dilinde okuduğu tercüme, Kur’ân âyetlerinin anlamını taşısa bile Kur’ân’ın kendisi değildir.
Yapılması gereken, Kur’ân-ı Kerîm’i kendi dilimizde anlamaya çalışırken, namazda da Kur’ân’ın aslını okumaktır.