Kul hakkı kıyamet günü, dünya hayatındaki gibi para ile, mal ile veya sözle ödenmez.
Orada geçerli olan ödeme, amel ile olur.
Bir kimse dünyada bir başkasına zulmetmiş, haksızlık yapmış, hakkını yemişse; kıyamet günü o hak mutlaka sahibine verilir. Bu ödeme, zalim olan kişinin sevaplarından alınarak yapılır.
Zulmeden, haksızlık yapan kişinin sevapları varsa, yediği hak nispetinde sevapları alınır ve hak sahibine verilir. Sevapları yetmezse, bu defa hak sahibinin günahları zalime, zulmeden kişiye yüklenir. Böylece hesap tamamlanır.
Peygamberimiz; “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu.
Ashab; müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler.
Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Benim ümmetimin müflisi şu kişidir: Kıyamet günü namazla, oruçla, zekâtla gelir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira atmış, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, buna vurmuştur. Bu sebeple sevaplarından alınır, hak sahiplerine verilir. Sevapları bitince, hak sahiplerinin günahları alınır, zulüm yapan kişiye yüklenir. Sonra da cehenneme atılır.”
Bu durum Müslümanlar arasında böyledir. Çünkü Müslüman, ibadet ve amel sahibidir. Sevap ve günah üzerinden bir helalleşme mümkündür.
Ancak Müslüman olmayan bir kimsenin hakkı söz konusu olduğunda mesele daha da zorlaşır. Çünkü Müslüman olmayan kişiye verilecek sevaplar, imansız olması sebebiyle onun için hiç bir fayda sağlamaz. Bu da hesabı daha zor ve daha çetin hâle getirir. Bu sebeple, Müslüman olmayan bir kimsenin hakkına tecavüz etmek, vebal bakımından daha büyüktür.
Hayvan hakkı ise hepsinden daha ağırdır. Yapılan zulmün hesabı mutlaka sorulur. Fakat hayvan ile ahirette helalleşme imkanı yoktur. Bu da meselenin ne kadar ciddi olduğunu gösterir.
Bu sebeple Müslümana da, Müslüman olmayana da; insana da, diğer canlılara da zulüm ve haksızlık yapılmamalıdır.
Kul hakkı, affı en zor haklardandır.
Yapılması gereken, dünyadayken helalleşmek, hakkı iade etmektir.
En doğrusu kimseye zulmetmemektir.