Ana SayfaFetvaYazılı FetvaAvrupa Dârü’l Harp midir

Avrupa Dârü’l Harp midir

Avrupa Dârü’l Harp midir?

Avrupa Dârü’l Harp olarak değerlendirilmemelidir.

Önceki dönem müçtehitlerimiz dünyayı genel olarak iki kısma ayırmışlardır: Dârü’l İslam ve Dârü’l Harp.

Dârü’l Harp, Müslümanlarla arasında güven ve anlaşmanın bulunmadığı, güven ortamının olmadığı yer olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple Dârü’l Harp’te yerleşmek Müslüman için doğru görülmemiştir. Zaruret varsa gidilir, iş görülür ve dönülür.

Daha sonraki müçtehit âlimler ise Dârü’l İslam ile Dârü’l Harp arasında üçüncü bir kavram ortaya koymuşlardır: Dârü’s Sulh.

Dârü’s Sulh, barış ve anlaşma içerisinde bulunulan ülkeyi ifade eder.

Avrupa’yı Dârü’s Sulh olarak değerlendirmemizin önemli sebeplerinden biri de budur. Avrupa ülkelerine giden Müslümanlar, bir anlaşma ve güven ortamı içerisinde oraya gitmişler ve bu anlaşma çerçevesinde orada ikamet etmektedirler. Dolayısıyla Avrupa’daki Müslümanların oradaki varlıklarını Dârü’l Harp anlayışı üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

Nitekim Dârü’l Harp ile ilgili önceki müçtehitlerin değerlendirmelerinde, orada bulunmanın geçici olması ve zaruret hâlinde gidilip dönülmesi anlayışı vardır. Hâlbuki Avrupa’ya giden Müslümanların büyük bir kısmı oraya günübirlik veya geçici olarak gitmemiş; orada yerleşmiş, hayatını orada kurmuş ve orada yaşamaya devam etmektedirler.

Dârü’l Harp konusunda zikredilen hususlardan biri de Kur’an-ı Kerîm’in oraya götürülmesi meselesidir. Dârü’l Harp olan yere Kur’an-ı Kerîm götürülmesinin doğru olmadığı ifade edilmiştir. Zira, Kur’an-ı Kerîm’in hakarete uğraması endişesi vardır.

Fakat bugün Avrupa’ya baktığımızda Müslümanlar Kur’an-ı Kerîm’i oraya götürmekte, Kur’an-ı Kerîm’in basımını yapmakta, dağıtmakta, okutmakta ve insanlara ulaştırmaktadırlar. Kur’an-ı Kerîm’in Avrupa’da okunmasını ve yayılmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bu da Avrupa’nın Dârü’l Harp olarak değerlendirilmemesi gerektiğini gösteren önemli hususlardan biridir.

Dolayısıyla Avrupa Dârü’l Harp değildir; Dârü’s Sulh olarak değerlendirilmesi daha uygundur.

Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, bulundukları ülkelerde kendilerine tanınan imkânlar çerçevesinde İslam’ı yaşamaya ve yaşatmaya gayret etmelidirler.

Avrupa’da yaşayan kardeşlerimiz, eğer İslam’ı yaşamak ve yaşatmak niyetiyle orada bulunuyorlarsa, bu niyetleri kendilerine ecir kazandıracaktır.