Müslümanlar, dinî meselelerde ya müctehid ya da mukallittir. Müctehid, dinî delillerden hüküm çıkarabilecek ilmî yeterliliğe sahip kimsedir. Böyle bir seviyede olmayan Müslümanın ise bir müctehidi ve mezhebini taklit etmesi gerekir.
Ehl-i Sünnet âlimleri, Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerini hak mezhepler olarak kabul etmişlerdir. Bu mezheplerin her biri Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye’yi esas alarak kendi fıkıh sistemini oluşturmuştur.
Bu sebeple mukallit olan bir Müslüman, bu mezheplerden birine tâbi olmalı ve dinî hayatını o mezhebin hükümleri doğrultusunda sürdürmelidir.
Müslüman, tâbi olduğu mezhebin hükümlerine bağlı kalmalı; bir meselede ruhsat arıyorsa da bunu kendi mezhebinin sınırları içerisinde aramalıdır.
Mezheplerin hükümlerinin kolay olanlarını alıp birleştirmek (Telfik) ise yanlış bir yoldur.