Dinini atalarından öğrenmek, insanı müşrik yapmaz. Önemli olan, dinini öğrendiği kişinin hangi inanç üzere olduğu ve öğrenilen dinin hak olup olmadığıdır.
Bir Müslüman, dinini Müslüman olan anne ve babasından, dedelerinden, ninelerinden, ecdadından öğrendiği için “atalar dinine” iman etmekle itham edilemez. Eğer o anne-baba, dede, nine ve ecdat, Allah’ın gönderdiği hak dine inanan ve onu yaşayan Müslümanlarsa, onların çocuklarına ve torunlarına öğrettikleri din atalar dini değil, İslam Dinidir.
Bir Müslümana yapılabilecek en büyük hakaret, ona “kâfir” demektir, “müşrik” demektir.
Şartlar net olarak sabit olmadıkça biz Ehl-i Sünnet olarak hiç kimse için kâfir diyemeyiz. Müşrik ifadesini de kullanamayız.
Fakat birtakım kimseler, nerede bulmuşlarsa bir din bulmuşlar; o dinden olmayanları müşrik olmakla suçluyorlar.
Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar inanılarak ve yaşanarak, hiç bozulmadan gelen Müslümanlığa inanıp onu uygulayanları, onu yaşayanları; ibadetlerini Allah’ın gönderdiği o Hak Din’e göre yapanları, bizleri müşrik olmakla itham ediyorlar.
Böylece yaklaşık 1500 seneden beri yaşanan İslâm dinini yaşayan kendi babalarını, kendi annelerini, kendi dedelerini, kendi ninelerini, kendi ecdatlarını dahi müşrik olmakla itham ediyorlar.
İşin en kötü ve en çirkin tarafı da kendi Müslüman babalarının, Müslüman annelerinin, Müslüman ecdatlarının müşrik olduklarını iddia etmiş olmaları..
Ne hayırsız, ne haylaz evlatlarmış bunlar!