Mezhep; gidilen yol, gidilen yön ve gitmek anlamına gelir. Mezhep, dinî meselelerde takip edilen yolu ve bu meselelerle ilgili hükümlerin belirli bir usul çerçevesinde anlaşılmasını ifade eder.
Müslümanlar, dinî meselelerde ya müctehid ya da mukallittir. Müctehid, dinî delillerden hüküm çıkarabilecek ilmî yeterliliğe sahip kimsedir. Bu seviyede olmayan Müslüman’ın, dinî meselelerde ehil bir müctehidi takip etmesi gerekir.
Ehl-i Sünnet âlimleri, Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerini hak mezhepler olarak kabul etmişlerdir. Bu mezheplerin her biri Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye’yi esas alarak dinî hükümleri belirli bir usul çerçevesinde açıklamıştır.
Bu sebeple müctehid olmayan bir Müslüman, bu mezheplerden birine tâbi olarak dinî hayatını bu doğrultuda sürdürmelidir.
İnsanlar, bir konuda düşünürken, karar verirken, bir görüşü benimserken belirli bir yolu ve anlayışı takip ederler. Bu bakımdan, “ben hiçbir mezhebe bağlı değilim” diyen bir kişi de, dinî meselelerde kendi anlayışını esas alıyorsa, farkında olmadan kendi görüşlerini mezhep hâline getirmiş demektir.
Bu itibarla, mezhepsiz Müslüman yoktur. Hatta mezhepsiz insan yoktur. Ateist olduğunu, her şeyi inkar ettiğini söyleyenin dahi bir mezhebi vardır. O da bir mezhebe/düşünceye bağlanmıştır.
Din konusunda ictihad yapabilecek ilmî yeterliliğe sahip olmayan bir Müslümanın kendi kafasına göre hareket etmesi yerine, ilmî yeterliliği kabul edilmiş ehil bir müctehidin yolunu takip etmesi gerekir.