İnsan olarak yaratılmış olmanın ve Ramazan Bayramı’na ulaşmanın şükrü olarak verilen sadakaya fitre denir.
Fitre vermek vaciptir.
Kısa adı fitre olan “sadaka-ı fıtr”, orucun bitmesiyle vacip olmasından dolayı “zekâtü’l fıtr” olarak da adlandırılır. Ayrıca, nefsi temizleyip amellerin sevabını artırdığı için de bedenin zekatı anlamında “zekâtü’l beden” adıyla da anılır.
Fitrenin nisabı (zenginlik ölçüsü) aynen zekatın nisabı gibidir.
Aralarındaki fark; zekat nisabının üzerinden bir tam sene geçmesi gerekir. Fitre nisabının üzerinden ise sene geçmesi şart değildir.
Ramazan içinde dahi maddi durumu iyi olmayan bir insan, arefe günü veya bayram sabahı bayram namazından önce varlıklı duruma gelse fitresini ödemesi vacip olur.
Fitre, oruç esnasında bilmeden yapılan hataların kefareti sayılacağı için, esas vacip olduğu vakit bayram günü sabah namazı vaktinin girmesiyle başlar. Bayram namazı başlayıncaya kadarki süre içinde devam eder.
Ancak, bu kısa vakitte ihtiyaçlı kişiyi bulmak zor olacağı için, daha önceden ödenmesi de caizdir.
Fakat bayram namazından sonraya kesinlikle bırakmamak gerekir.
Önemli bir mazeretinden dolayı bayram namazından önce ödeyemeyenler, daha sonra yine de ödeyeceklerdir. Fakat, elbette ki zamanında ödenenin yerini tutmayacaktır.
Fitre ödemesi gereken kişinin, kendi fitresiyle birlikte küçük çocuklarının ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin de fitresini ödemesi vaciptir.
Bayram sabahı bayram namazından önce dünyaya gelen bir çocuk da dahil, küçük yaştaki çocuklarının her birinin fitresini ödemesi vaciptir.
Eşinin fitresini onun isteğiyle ödeyebilir. Fakat ödemek mecburiyetinde değildir.
Fitre ve zekat, anne baba ve her iki taraftan dedeler hariç, bir de evlat ve torunlar hariç, muhtaç olan her türlü yakına ve akrabaya verilir.
Bir fitre, insanın kendi yediğinin ortalamasından, bir kişinin bir günlük yiyeceğini karşılayacak miktarda olmalıdır.
Daha çok ödeyen ise, daha hayırlı bir iş yapmış olur.