Alınan maaş yanlış beyana dayanmıyorsa, yani yanlış bir belge sunarak maaş alma yoluna gidilmemişse; sosyal kurumlar kendi ölçülerine göre hak ettiğini düşündükleri kişilere maaş veriyorsa ve hak edenler de bu maaşı alıp kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra artanı ile hacca gitmek istiyorsa gidebilirler. Umreye gitmek istiyorsa gidebilirler.
Bunun bir sakıncası olmaz. Yani helal yoldan elde edilen bir gelirle hem hacca hem de umreye gidilebilir. Bir mahzuru yoktur.
Ancak kişi yanlış evrak düzenleyerek, yanlış beyanda bulunarak hak etmediği bir maaşı alıyorsa; böyle bir gelirle hacca gitmek de doğru olmaz, umreye gitmek de doğru olmaz.
Böyle bir parayı yemek, içmek de doğru değildir. Çünkü elde edilen gelir yanlış beyana dayanmaktadır.
Bu nedenle yapılan işlem önemlidir.
Eğer emeklilik işlemi, dulluk maaşı veya başka bir sebeple bağlanan maaş yanlış beyana dayanmıyorsa; kurum tarafından hak edilmiş sayılan bu gelir helal kabul edilir. Kişi bu gelirle hem geçinir hem de hacca ve umreye gidebilir.
Peki, diğer durumda olsa, yani yanlış beyanla maaş alan bir kişi o parayla hacca gitse hac farzı üzerinden düşer mi? Düşer.
Haram parayla hacca giden kişi haccını yapmış olur; ancak hac sevabından mahrum kalır.
Yeteri kadar sevap kazanamaz. Haccının makbul olması ve “mebrur” kabul edilmesi için, orada harcanacak paranın helal olması gerekir. Bu sebeple hacda iki önemli husus vardır:
– Farz borcunun ödenmesi.
– Sevap kazanılması.
Haram parayla hacca giden kişi farzı yerine getirir fakat sevap kazanamaz. Bu yüzden kitaplarımızda ve kaynaklarımızda en çok vurgulanan nokta şudur: Hacca giden kişinin yol masraflarını helal kazancından biriktirmesi gerekir. Çünkü hem borcunu ödeyecek hem de sevap kazanacaktır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
Makbul haccın karşılığı cennetten başkası değildir. Yapılan umreler, aralarındaki günahların bağışlanmasına vesiledir. Cuma namazları da, aralarında işlenen hataların affına vesile olur. Beş vakit namaz da aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesile olur.