Başkasının yerine vekâleten ibadet yapılmasının caiz olup olmaması, ibadetin türüne göre değişiklik gösterir.
İbadetler; sadece bedenle yapılan ibadetler (namaz, oruç), sadece mal ile yapılan ibadetler (zekât, kurban) ve hem bedenle hem de mal ile yapılan ibadetler (hac) olarak üçe ayrılır.
a) Namaz, oruç gibi sadece bedenle yapılan ibadetlerin vekâleten yapılması câiz değildir. Hiç kimse başkası yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz. Sadece bedenle yapılan ibadetlerin vekâleten yapılması ile kişinin sorumluluğu kalkmaz.
Namaz ve oruç gibi bedenî ibadetlerde vekalet olmaz. Sürekli devam eden bir hastalık sebebiyle orucunu tutamayan ve iyileşme ümidi olmayan kişi, hayatta iken tutamadığı oruçların fidyesini öder.
Namaz borcu olan kişi, hayatta iken kılmadığı namazların yerine fidye veremez. (Hayatta iken namaz fidyesi vermesi caiz değildir) “Şu kadar namaz borcum var, ben öldükten sonra fidyesini verin” diye vasiyet eder. Bu vasiyetin varisler tarafından yerine getirilmesi vaciptir.
b) Zekât, kurban gibi sadece mal ile yapılan ibadetlerin vekâleten yapılması câizdir. Bir kimse zekâtını bizzat verebileceği gibi, kendi adına vermek üzere başkasını vekil olarak görevlendirebilir.
c) Hac gibi hem bedenle hem de mal ile yapılan ibadetlerde, yükümlü olan kişinin bizzat yapmaktan aciz olması halinde vekâlet câizdir. Kendisine hac farz olduğu hâlde sağlık, yaşlılık veya benzeri bir sebeple bizzat hacca gidemeyecek durumda olan kimse, başka birisini vekil göndererek hac ibadetini vekâleten (bedel hac) yaptırabilir.
Böyle bir kimsenin, hayatta iken birini vekil tayin ederek kendi adına hac yaptırması mümkün olduğu gibi, vefatından sonra kendi adına vekâleten hac yapılmasını vasiyet etmesi de mümkündür.
Bir kadın Peygamber Efendimiz ﷺ’e gelerek; “Annem haccetmeyi adamıştı; fakat haccetmeden önce vefat etti. Onun yerine haccedebilir miyim?” diye sordu.
Bunun üzerine Resûlullah ﷺ: “Evet, onun yerine hac yap…” buyurdu. (Buhârî rivayet etmiştir)